Bu yıl sekizincisi düzenlenen IFW, yeni sponsoru ve yeni adıyla MBFWI ‘’Mercedes- Benz Fashion Week İstanbul ‘’ Karaköy Antrepo 3’ te rüzgar gibi geçti.

Bu rüzgarın hızı, şiddeti ve türü nasıldı diye soracak olursanız... İşte sizlere kalemimden birkaç ufak not.

İstanbul moda haftası bu kez imtihanı geçti mi? Yeni gelişmelere rağmen tam not alabildi mi?

Bu yıl organizasyon oldukça farklı başladı. Pr firmalarının organizasyonu ile yürütülen moda haftasındaki ilk yenilik, günler öncesinden katılımcı markalar ve tasarımcılarla iletişim halinde kalarak, Lcv yaptırmak oldu. Yapılan Lcv’ lerin yani isme ayrılmış olan numaralandırılmış koltuklarda oturma düzeninde bir aksaklık yaşanacak mı endişesi neyse ki geçerli olmadı. Herkes oturma düzenine uydu. Ancak Lcv ve defile giriş alanı önündeki yığılmalar da aynen geçen yıllarda olduğu gibi devam etti. Buradaki sistemin henüz oturmadığı gözlendi. 

Oturma koltuklarında ise ön sıraların yine magazin kültürünün ötesine geçemediği gözlendi.

Ne kadar medyatik ünlü var o kadar rağbet gören ve sansasyon yaratan defile kıvamı yaşandı. Ön koltuklarda yabancı basın, moda yazarları, editörler ve satın almacılardan ziyade ünlüler ve bloggerlar oluşturdu.

Yine yabancı basın ve uluslararası satınalmacılar yok denecek kadar azdı. Bu da moda haftasının kendin pişir kendin ye kısmı oldu.

Her önüne gelenin moda yorumcusu, blogger ve moda danışmanı kimliği ile ortalıkta dolaşması ise ortalığı karnaval alanına çevirdi. Rüküş kıyafetlerle gelinen defilelerde tasarımcıların tasarımları ile ilgilenmelerinden ziyade boy gösterilerinin yer aldığı alan oldu.

Basın ise magazin basını olmaktan öteye gidemedi.

Gözlemim sunum sonrası yapılması gereken tasarımcı röportajlarının yerine magazin basını ünlülerinin röportajlarına yer verildiği oldu. Öyle ki bugün, tv'de moda haftasına yönelik bir programı izlediğimde bir defile görüntüsü haberinin tamamının bir mankene ait yapılmış olması ön görümü doğruladı. Tasarımcının adı bile geçmemişti.

Bazı koleksiyonlar az ve öz parçalarla çıkarken, bazı koleksiyonlarda ise göz yorucu bir dağınık ve kalabalık vardı. Güçlü ama az çıkan kombinler ile defile yapan tasarımcılar ise daha fazla akıllarda kaldı.

Basın Vıp Lounge odası bu kez dış alana taşınmıştı ve daha geniş açık alana yayılması artı bir gelişme idi. Ancak geçen senelerde sağlanan yeterli teknik donanımın (pc vs .) konulmaması şahsi laptop tedariğine yöneltti.

Tüm gün boyunca yorgun düşen basın mensuplarına yemek ve içecek gereksiniminin sağlanmaması ise sponsor firma tarafından sunulan sodalara rağbet sağladı :)

Podyumlarda ise, yine her sene olduğu gibi neredeyse tüm fashion week boyunca her defilede yer alan yüzleri görünce ise hiç mi taze yeni yüzümüz, mankenimiz yok sorusunu akıllara getirdi. Kıyafetlerin değil de mankenlerin kendilerini podyuma taşıdıkları anlar ise mankenlerin askı görevinin dışına çıktıkları anlardı.

Moda haftalarının amacı tasarımcı açısından, mutlak her tasarımcının hayali olan markasını uluslararası platforma taşıyabilmektir.

Akabinde koleksiyonlarına alıcı bulabilmek ve tanıtmaktır.Ülkemiz açısından ise, bu önemli moda etkinliği vasıtası ile ülkemizi dünyaya tanıtmak ve yerli moda endüstrisini harekete geçirerek ülke ekonomisine katkıda bulunmaktır.

Temennim; İstanbul’ da sekizincisi gerçekleşen bu önemli moda etkinliğinin, yabancı basının ve satın almacıların neredeyse hiç yer almadığı, ancak magazin basınına fazlası ile malzeme çıktığı, sadece yurt siparişlerin önem kazandığı ve görsel şölen platformundan sıyrılarak asıl amacına hizmet etmesidir.

Her geçen sene düzelen organizasyon yapısı ile muhteşem koleksiyonlar çıkartan tasarımcılarımız ve markalarımızla en kısa zamanda bu etkinlikte de istenen noktaya gelineceğine dair inancım sonsuz.

Her geçen zamanda daha da güzel Moda Haftaları'na hep beraber…

Fonda Moda Gözüyleimage

Ebru Takmaz / Hürriyet