Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto
KONUK KOLTUĞU

KONUK KOLTUĞU
YURTDIŞI PROPAGANDA YASAĞI- Ersan Şen
14 Mart 2017, 13:42
 
 
16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak Anayasa değişikliği referandumu öncesinde Almanya'da düzenlenecek etkinlik ve toplantılara Alman Hükümeti tarafından izin verilmemesi tartışmalara yol açmış, Türk Hukuku’nda konuya ilişkin yasal düzenleme olup olmadığı gündeme gelmiştir.
 
Bu etkinlik ve toplantıların yabancı ülkede yapılması durumunda, bu ülkenin kanun ve kaidelerinin gözardı edilemeyeceğini, ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin yabancı ülkelerinde bulunan diplomatik temsilciliklerinde gerçekleştirilecek etkinlik ve toplantılarda, bu yerlerin Türk toprağı kabul edilmesi nedeniyle Türk kanunlarının geçerli olacağını ifade etmeliyiz. Aşağıda görüleceği üzere, Türk Hukuku’na göre yabancı ülkede seçim propagandası yapmak yasaktır. Bu sebeple, “propaganda” yerine “etkinlik” ve “tanıtıcı toplantı” kavramları kullanılmıştır.
 
Türk Dil Kurumu’na göre propaganda; bir öğreti, düşünce veya inancı başkalarına tanıtmak, benimsetmek ve yaymak amacıyla söz, yazı ve benzeri yollarla gerçekleştirilen çalışma ve yayma eylemleridir.
 
Propaganda, çok sayıda insanın düşünce ve davranışlarını etkilemek amacını taşıyan önceden planlanmış bir mesajlar bütünüdür. Propaganda; tarafsız bilgi sağlama yerine, en temelde kendi kitlesini etkileyecek bilgiyi sunar. Mesaj doğru olsa da yönlü olabilir ve olayın tümünü dengeli bir şekilde sunmayabilir. “Propaganda” kelimesi, genellikle siyasette kullanılır, hükümetler ve siyasi partiler tarafından desteklenir[1].
 
Propaganda kavramı, suç veya terör örgütlerinde kullanılarak Ceza Hukukunun da ilgi alanına girmektedir. Örneğin Türk Ceza Kanunu’nun 220. maddesinin 8. fıkrasında, örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek veya bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasının yapılması, benimsetilmesi, bu amaçla empoze edilmesi (dayatılması) suçtur. Terör örgütünün propagandası suçuna ise, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin 2. fıkrasında benzer unsurlarla yer verilmiştir.
 
Yazı konumuz; suç veya terör örgütlerinin propagandası değil, hukuki meşruiyet tanınan seçimlerde propaganda yapılmasıdır ki, esas itibariyle bu eylem demokrasinin bir gereğidir, fakat yasal şartları bulunmaktadır. Seçim propagandasının yasal şartlarının takibi, seçim takvimi başladıktan sonra Yüksek Seçim Kurulu tarafından yapılacak, gerekirse Anayasa ve kanunlar çerçevesinde kararlar verilmek suretiyle propagandanın usul ve şekilleri netleştirilecektir.
 
Seçimlerde propaganda hakkının Anayasada dayanağı, Anayasa m.67 olarak gösterilebilir. Seçme, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının korunması ve sınırları, Anayasa ve yasalara uygun olarak Yüksek Seçim Kurulu tarafından belirlenecektir.
 
Seçimler dışında, Anayasa m.34’den dayanağını alan 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu da bir diğer meşru propaganda yöntemini düzenlemiştir. Seçim propagandası “siyasi haklar” kapsamında iken, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı “kişi hakları” kapsamında sayılmıştır.
 
Meşru propagandanın yukarıda yer alan tanımlarına göre; 
 
6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasında Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 16 Nisan 2017 tarihinde yapılacak halkoylamasında, evet veya hayır yönünde telkin, tavsiye, benimsetme ve tanıtma içermeksizin, siyasi eğilim ve tercih olmaksızın yalnızca açıklama ve anlatma, yani 6771 sayılı Kanunun yarar ve sakıncaları hakkında bilgilendirme, değiştirilmesi önerilen hükümet sisteminin neler getirip götüreceğine dair faaliyetler propaganda kapsamında sayılmayacaktır. Propagandada bir tarafsızlık, görüşün veya açıklamanın objektif sunulması olmayıp, aksine bir konu veya süje hakkında tarafgir, sübjektif ve baskın anlatımlar vardır. Propagandayı bir tanıtımdan ziyade, bazı olumluluklar veya olumsuzluklar üzerinden bir görüşün, konu veya süjenin net, kararlı ve vurgulayıcı biçimde desteklenmesi olarak nitelendirebiliriz.
 
                image
 
Türk yasalarına göre yurtdışında propaganda yapmanın usul ve esasları nedir?
 
298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un “Kanunun kapsamı” başlıklı 1. maddesine göre; “Özel kanunlarına göre yapılacak Cumhurbaşkanı, milletvekili, il genel meclisi üyeliği, belediye başkanlığı, belediye meclisi üyeliği, muhtarlık, ihtiyar meclisi üyeliği, ihtiyar heyeti üyeliği seçimlerinde ve Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunların halkoyuna sunulmasında bu Kanun hükümleri uygulanır”.
 
Kanun maddesinden; Türkiye’de yapılacak olan milletvekili, belediye başkanlığı, il genel meclisi üyeliği, muhtarlık ve sair seçimler arasında ayırım gözetmeksizin, adı seçim olmayan, Türk Dil Kurumu’na göre halkın türlü siyasi ve toplumsal sorunlar karşısında olumlu veya olumsuz görüşünü belirlemek için başvurulan oylama, plebisit, referandum anlamına gelen, ancak netice itibariyle iki seçenek arasında seçim yapılmasını öngören halkoylamalarında da 298 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı anlaşılmaktadır.
 
Yurtdışında ve yurtdışı temsilciliklerinde “seçim propagandası” yapılıp yapılmayacağına ilişkin hükümlerde; “seçim propagandası” sözünden, Cumhurbaşkanı, milletvekili, belediye başkanlığı veya muhtarlık seçimleri değil, halkoylaması/referandum da anlaşılmalıdır.
 
22.03.2008 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 5749 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesi ile 298 sayılı Kanuna 94. maddesinden sonra gelmek suretiyle eklenen maddeler, yurtdışında ve yurtdışı temsilciliklerinde seçim propagandası yapmanın sınırlarını belirlemiştir.
 
298 sayılı Kanunun “Yurtdışı seçmenlerin oy verme yöntemleri ve genel ilkeler” başlıklı m.94/A’nın 5. fıkrasına göre; “Yurtdışında ve yurtdışı temsilciliklerde seçim propagandası yapılamaz”.
 
298 sayılı Kanunun “Yurtdışı seçmenlerin gümrük kapılarında oy vermesi” başlıklı m.94/E’nin 6. fıkrasına göre; “Gümrük kapılarında seçim propagandası yapılamaz”.
 
298 sayılı Kanundan başka; 16 Nisan 2017 Pazar günü yapılacak olan Anayasa Değişikliği oylaması ile ilgili, bu süreçte propaganda serbestliği ve süresi ile uyulması gereken usul ve esasları düzenleyen ve 15.02.2017 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Yüksek Seçim Kurulu’nun 109 sayılı kararında da benzer açıklamalara yer verildiğini ifade etmek isteriz.
 
109 sayılı YSK kararının; yurtdışında açık ve kapalı yerlerde, basın ve görsel iletişim araçlarıyla, hoparlörle propaganda yapılmasının sınırlarını çizen ilgili maddeleri aşağıda yer alan şekilde olup, bu maddelerin tümünün dayanağının 298 sayılı Kanunun 94/A maddesinin son ve 94/E maddesinin 6. fıkrası olduğunu belirtmek isteriz.
 
109 sayılı YSK kararının;
 
“Kapalı yerlerde propaganda” başlıklı (B) maddesinde, “Yurtdışında ve gümrük kapılarında kapalı yerlerde propaganda yapılamayacağı”,
 
“Basın iletişim araçları ve internette propaganda” başlıklı (D) maddesinde, “Ancak yurtdışında yayımlanan yazılı basında ilan ve reklam yoluyla yazılı veya görüntülü propaganda yapılamayacağı”,
 
“Hoparlörle propaganda” başlıklı (E) maddesinde, “Yurtdışında ve gümrük kapılarında hoparlörle propaganda yapılamayacağı”,
 
“Propaganda amaçlı yayın ve malzeme dağıtımı” başlıklı (F) maddesinde, “Yurtdışında ve gümrük kapılarında propaganda amaçlı yayın ve malzeme dağıtılamayacağı”,
 
“Halkoylaması süresinde yapılamayacak işler” başlıklı (J) maddesinde, “Yurtdışında ve gümrük kapılarında her türlü propagandanın yasak olduğu”,
 
Yer almaktadır.
 
Ancak 298 sayılı Kanunun 94/A ve 94/E maddelerinde tanımlanan bu yasaklara uyulmamasına karşı adli bir cezanın öngörülmediği ve bu eylemlerin birer kabahat olarak değerlendirildiği görülmektedir. 298 sayılı Kanunda, “Sair propaganda suçları” başlıklı 156. madde haricinde yurt dışında propaganda yasağı ile ilgili herhangi bir ceza hükmü yer almamaktadır.
 
298 sayılı Kanunun 156. maddesine göre;
 
“Bu Kanunda ayrıca ceza hükmüne bağlanmayan ve Kanun hükümlerine aykırı olan sair propagandaların failleri hakkında Kabahatler Kanununun 32. maddesinin birinci fıkrası uygulanır”.
 
5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Emre aykırı davranış” başlıklı 32. maddesine göre;
 
“(1) Yetkili makamlar tarafından adli işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası[2] idari para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.
 
(2) Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.
 
(3) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526. maddesine diğer kanunlarda yapılan yollamalar, bu maddeye yapılmış sayılır”.
 
Yurtdışında seçim propagandası yasağının adli suç ve ceza olarak kabul edilmeyip, kabahat nev’inden değerlendirilmesi sebebiyle ceza caydırıcılığının olduğunu söyleyebilmek mümkün değildir ve ayrıca öngörülen idari para cezası miktarı da pek azdır.
 
Yeri gelmişken; “Kurulların tedbirlerine riayetsizlik” başlıklı 298 sayılı Kanun m.134’de öngörülen idari ve adli cezaların uygulanması mümkün değildir, çünkü yurtdışında seçim propagandası yasağının ihlali “sair ihlaller” kapsamına giren kabahat nev’inden ihlaller olarak gözükmektedir. Yurtdışında seçim propagandası yasağı, takdir ve kararı Yüksek Seçim Kurulu’na ve diğer seçim kurullarına bırakılmamış ve Kanunda açıkça yasaklanmış eylemlerdendir.
 
Yazımızın başında etkinlik ve toplantıların yapılacağı yabancı ülkenin kanun ve kaidelerinin gözardı edilemeyeceğini ifade etmiştik. Yabancı ülke kanun ve kaidelerinin, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.16 ile birlikte değerlendirilmesi ve bu kanun ve kaidelerin İHAS m.10 ve 16’nın ihlaline sebep olmayacak ölçüde tatbik edilmesi gerekmektedir.
 
İHAS m.16’ya göre;“10, 11 ve 14. maddelerinin hiçbir hükmü, Yüksek Sözleşmeci Taraflara yabancıların siyasal etkinliklerine kısıtlama getirmelerini yasakladığı anlamında değerlendirilemez”. Bu hüküm ilk bakışta; devletlerin yabancıların siyasi etkinliklerini kısıtlayabileceği, kısıtlamanın ifade hürriyeti, dernek kurma ve toplantı özgürlüğü ile ayırımcılık yasağını ihlal etmeyeceği, Sözleşmenin bu konuda devletlere sınırsız bir müdahale yetkisi verdiği şeklinde anlaşılabilir. Ancak İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Büyük Dairesi’nin 15.10.2015 tarihli ve 27510/08 sayılı Doğu Perinçek - İsviçre kararında; Sözleşmenin 10. maddesinin vatandaşlar ve yabancılar arasında ayırım yapmaksızın ifade hürriyetini bütüncül şekilde koruduğu, Sözleşme ile güvence altına alınan haklara müdahale edilmesine izin veren Sözleşme hükümlerinin dar yorumlanması gerektiği, 16. maddenin sadece siyasi süreci doğrudan etkileyen faaliyetleri kısıtlama izni vermekle sınırlı olduğu şeklinde yorumlanması gerektiği ifade edilmektedir.
 
Görüldüğü üzere İHAM; sadece doğrudan siyasi etkileri olan toplantı ve etkinliklere kısıtlayıcı müdahalede bulunulmasının İHAS m.16 tarafından korunacağına işaret etmektedir. Anayasa değişikliği referandumuna ilişkin yabancı bir ülkede yapılacak siyasi toplantı veya etkinlik; “propaganda” kapsamına girmediği, sadece açıklayıcı ve tanıtıcı nitelikte olduğu ölçüde ifade hürriyetinin kullanılması kapsamında korunacaktır. Kişileri belirli bir şekilde davranmaya veya oy kullanmaya teşvik eden ve yönlendiren siyasi etkinlik ve toplantıların, bu siyasi toplantı ve etkinliğin gerçekleştirileceği ülke tarafından kısıtlanması mümkündür.
 
Sonuç olarak; Anayasa değişikliğine ilişkin halkoylaması/referandumu da yurtdışı seçim propagandası yasakları kapsamına girmekle birlikte, yazının baş kısmında “propaganda” kavramı ile ilgili açıklamalarımız kapsamına girmeyen faaliyetler ise,“seçim propagandası yasağı” olarak değerlendirilmemelidir. Aksi halde, referanduma konu Anayasa değişikliğinin oy kullanma hakkına sahip yurtdışında bulunan vatandaşlara doğrudan hiçbir tanıtımının ve açıklamasının yapılmaması gibi bir durum ortaya çıkar ki, bu durum oy kullanmanın ve seçmenin doğasına aykırıdır. Bu sebeple, tarafsız bir şekilde Anayasa değişiklikleri hakkında açıklama ve toplantı yapılmasında, yarar ve zararlarından bahsedilmesinde, oy kullanacakların “evet” veya “hayır” biçiminde tezahür edecek iradelerine propaganda yoluyla müdahale ve tesir edilmemesi kaydıyla gerek İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve gerekse Türk Hukuku yönünden hukuki sakınca yoktur.
 
Prof Dr.Ersan Şen
 

YAZARA AİT DİĞER YAZILAR

YAZARLAR

KONUK KOLTUĞU KONUK KOLTUĞU
 YANLIŞ STRATEJİ - Kadri Gürsel
Nurullah Aydın Nurullah  Aydın
 VATANDAŞ VE MİLLETVEKİLLERİ AYRICALIĞI
Yalçın Koçak Yalçın  Koçak
 YENİ NESİL SEÇMEN
Prf Dr Ata Atun Prf Dr Ata Atun
 KTHY YENİDEN HAYATA GEÇMELİ
Dr. Yurdagül Atun KKTC Dr. Yurdagül Atun KKTC
 BİZE DOĞUM KONTROLU KENDİLERİNE TEŞVİK
Mutlu Demirdelen Mutlu Demirdelen
 ÇİFTLİK BANK'IN ARKASINDA KİMLER VAR ? (1)

SİTE ANKET

KIBRIS'A GEZME YADA FARKLI AMAÇLI HİÇ GİTTİNİZ Mİ ?








EN ÇOK OKUNANLAR